Bir süredir gündeme gelen Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES), neoliberal politikaları uygulayan iktidar tarafından “çalışanın geleceğini güvence altına almak” olarak sunulsa da, gerçek bu değildir.
2026’nın ikinci çeyreğinde yürürlülüğe girmesi planlanan bu sistem, Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) yeniden yapılandırılmış bir versiyonu olarak tanımlanıyor. Bu, sermayenin yeniden düzenlendiği bir tür sistemi işaret etmektedir. Bu sistemin en kritik noktası, işçinin brüt maaşından zorunlu olarak yapılacak %3’lük kesintidir. Brüt maaştan yapılan kesinti, net maaştan yapılan kesintiye kıyasla emekçi açısından çok daha fazla bir gelirin gaspı anlamına gelmektedir. Üstelik yalnızca aktif çalışanlar değil, SGK’dan emekli olmuş olmasına rağmen geçinemediği için çalışmak zorunda kalan emekliler de bu kesintiye tabi tutulacaktır. Buna ek olarak neoliberal kapitalizm, sermayenin lehine uyguladığı politikalarıyla emekçiyi sermaye baskısı altında emekli yaşının geçmesine rağmen ucuz işgücü olarak çalıştırılmaya teşvik etmektedir. Yani sistem, emekçinin hem çalışma hayatında hem de emekliliğinde peşini bırakmayan sürekli bir gelir gaspı düzenini sağlar.
Bugün asgari ücret, yoksulluk sınırının yarısına dahi ulaşamamaktadır. Artan kira bedelleri, enerji faturaları ve gıda fiyatları karşısında emekçiler her ay hayatta kalma mücadelesi vermektedir. İşte tam da bu durumda TES adı altında çalışanın gelirinden zorunlu %3 kesinti yapılmasının konuşulması, işçinin geleceğini planlamak değil, bugününü daha da daraltmak anlamına geliyor. Çünkü emekçi için asıl sorun emekliliği için para biriktirememesi değil, bu ay kirasını ödeyememesi, haftalık mutfak alışverişini yapamamasıdır. Emekçiler yoksulluk sınırının altında olan bir gelire sahipken zorunlu olarak %3 kesinti yapılması şartı, işçinin maaşına doğrudan gasp edilmesi demektir. Maaşı gasp edilen işçinin yoksulluğunu derinleştiren ve geleceğini kontrol altına alan bu düzenlemenin teşhir edilmesi gerekmektedir.
TES’in işleyişi kaçınılmaz olarak patronların lehine, işçi aleyhine olacaktır. İşverenin sisteme başlangıçta düşük bir katkı payı ödemesi, bu katkının ise zamanla artırılması planlanmaktadır. Ancak patronların hiçbir ek ödeme yapmayacaklarını belirtmesiyle birlikte bu artışın kıdem tazminatının fiilen tasfiyesiyle dengelenmesi ihtimali de azımsanmayacak kadar güçlü. Bugün kıdem tazminatı, işçinin işten çıkarıldığında eline geçen, sınırlı da olsa bir güvencedir. TES ile birlikte işverenin zaten emeklilik için ödeme yaptığı argümanı öne sürülerek kıdem tazminatının azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılması gündeme gelebilecektir.
Suni Denge: Geleceğin Değil Sermayenin Güvencesi
Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şudur: Emeklilik argümanı, suni denge argümanıdır. Çünkü işçinin günlük hayatını idame ettirmeye bile yetmeyen gelirine ve işten çıkarıldığı anda yaşadığı gelir kaybına ve belirsizliğe karşı bir koruma mekanizması olarak aldığı kıdem tazminatına el koyan iktidar; emeklilik vaadi gibi geleceğe ertelenmiş taleplerle yapay bir denge yaratmaya çalışmaktadır. Bugün maaşın gasp edilmesi, kıdem tazminatı hakkının gelecekte alınması belirsiz bir getiriyle ikame edilmesi; işçi açısından açıkça bir hak kaybıdır. İşçiye ait bir hak parça parça koparılıp sermayeye yeni bir alan açılırken bu hak kaybını kalkınma planı ve emeklilik kazancı olarak pazarlayan ve duyuran iktidar, suni dengeyi sağlamaktadır.
Birikimler bireysel emeklilik şirketlerinde değerleneceği için, işçinin maaşından alınan para, işçinin kendisine değil, sermayeye akıyor ve yıllar sonra geri dönmesi şartına bağlanıyor. Neoliberal uygulamalar kapsamında TES, işçi sınıfı açısından zorunlu sermaye birikimi politikasıdır. Emekçinin bugünkü gelirinden para alınması, devlet için her ay işçinin cebinden alınan ve özel şirketlere aktarılan devasa bir finans havuzunun yönetilmesi demek oluyor. Kârı sermayeye sürekli kılan neoliberal düzenin uygulamalarından birisi olan TES, geleceği güvence altına almaz; geleceği ipotek altına alır. İşçi sınıfının bugününü yoksullaştırarak, yarınını belirsiz finans piyasalarına bağlayan bu sistem sosyalistler ve sendikalar tarafından teşhir edilmelidir. Emekçilerin ihtiyacı insanca yaşamaya yetecek ücretler, güvenceli istihdamdır. Gerçek güvence, iktidar ve sermaye tarafından sürdürülen suni dengeyi kıracak örgütlü işçi sınıfının mücadelesindedir. Sermayenin emek gaspına karşı halka ve emekçilere ait her şeyi kamulaştırana, kolektif ve güvenceli üretime kadar haklı mücadelemiz sürecek!


