
2025 yılında, İSİG Meclisi’nin verilerine göre 91 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu cinayetlerin bir kısmıysa çocuk emeğinin ucuz iş gücü olarak kullanılmasına araç olan MESEM’lerde (Mesleki Eğitim Merkezi) gerçekleşti. 2016 yılında, Çıraklık Eğitim Merkezleri dönüştürülerek kurulan MESEM’ler, kağıt üstünde 4 gün iş 1 gün teorik eğitim sunuyor. Ancak denetimlerinin yapılmaması veya yapılamaması dolayısıyla, çocuklar haftanın 6 gününe varacak şekilde ve mesai saatleri dışında çalıştırılabiliyorlar. Yapılmak istenmeyen veya bir yetişkinin dahi yaparken zorlanacağı işler güvencesiz şekilde çocuklara yaptırılıyor ve emeklerinin karşılığı olarak asgari ücretin %30’u kadar ücret alıyorlar. İşçilerin yararlanabileceği haklardan yararlanamamalarına rağmen -sendika üyesi olma veya sigortalı çalışma gibi- fabrikalarda çalıştırılırken yetişkin birey gibi muamele görüyorlar. Kendilerini fiziksel olarak veyahut patron baskısına karşı koruyamadıklarından tacize ve istismara daha açık olmaları dolayısıyla iş yerlerinde bu bağlamda da sömürülüyorlar.
4+4+4 sistemi ile çocukların 18 yaşlarına kadar okulda olmaları zorunluluğu kırılarak üçüncü 4 yıl olan liselerde -ikinci 4 yıl yani ortaokullar için, dört ilde de pilot okullar kuruldu ve çocuk işçiliğinin MESEM’ler altında ortaokullarda da yaygınlaştırılması söz konusu- pratik eğitim adı altında fabrikalara sürülmesinin önü devlet tarafından açılmıştır. Oysa pratik eğitimin önceden olduğu gibi okul bünyesinde verilmesi ve çocukların okuldan koparılmaması gerekir. Çocuk işçiliğini yaygınlaştırarak devlet kontrolünde olduğu gerekçesiyle yasal hale getiren MESEM’ler; sermaye-devlet iş birliğiyle derin bir yoksulluğa sürüklenmiş halk için, “çocuğum hem okuyor hem de çalışıyor” tesellisi vaat ediyor. Sözde ücretsiz eğitimin olduğu Türkiye’de, alt sınıf aileler için yaşam -haliyle de eğitim masraflarını karşılamak – giderek külfet haline geliyorken çocuklarının eğitime ilişik(!) olarak eve para getirebilmesi, aileleri çocuklarını MESEM’e yollamaya yönlendiriyor ve emeği, sömürü-yoksulluk kıskacına mahkum bırakıyor. Sermaye, ihtiyaç duyduğu ucuz iş gücünü devletin MESEM projeleri aracılığıyla çocuklardan sağlıyor.
Burjuvazinin siyasal gelişimi ve özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte fabrikalarda ucuz iş gücü hâline getirilen, uzun saatler boyunca çalışmaya zorlanan çocuklar; fiziksel, sosyal, duygusal ve bilişsel olarak göz ardı ediliyor. Çoğu zaman sağlıksız ve tehlikeli koşullarda güvencesiz bir şekilde çalıştırılan çocuklar iş kazalarına, meslek hastalıklarına karşı savunmasız kalıyor.
Pedagojik yönden göz ardı edilen çocukların bireyleşme, benlik algısı, çocuğun biricikliği gibi temel hakları yok sayılıyor. İşçi, kadın, lubunya emeğini sömüren kapitalist sistem bu sefer de gözlerini okulda eğitim görmesi gereken yaşıtları ile oyun oynaması gereken çocuğa dikmiş, bunun sonucu olarak çocuklar bir mülk olarak görülmeye başlanmıştır. Çocukların birer mülkiyet olarak görülmeye başlanması, yoksul ailelerde çocukların eşya gibi satılmasına kadar giden çocuk istismarını beraberinde getirmiştir. Modern dünya da popüler kültürün arkasına sığınarak reklamlarda ve diğer endüstrilerde çocukları metalaştırıp sömürmeye devam etmiştir. Bu sömürü ve istismarın sonucu olarak çocukluk evresinin sınırlarını belirsizleştiren ve onlara yetişkin sorumlulukları yükleyen “Küçük Yetişkin” kavramı ortaya çıkmıştır. Çocukların basit birer ticari mal ve emek aracına dönüşmesini, Karl Marx Komünist Manifesto eserinde yüzyıllar önce sert bir şekilde eleştirip kapitalist sistemi teşhir etmiştir. Yoksul ailelere, bu barbar sistemin yanlışlığı değil de çocukların çalışıp aileye para getirmesi gerektiği dayatılarak inandırılmaya çalışılmıştır.Biz görüyoruz ki Sanayi Devrimi’nden bugüne hala çocuklar “iş gücüne katılma” adı altında istismar edilmeye çalışılıyor ve Türkiye’de devlet eliyle de bu durum teşvik ediliyor. Yıllardır çocukların emeği sistemli bir şekilde sömürülmüş ve sömürülmeye devam ediliyor. Bu durumun en sistematik hali olarak devletin patronlarla el ele verip MESEM’lerde çocuk emeğini sömürmesini görmekteyiz. 2025 yılında yalnızca tespit edilebilen 91 çocuk, sermayenin güvencesiz üretim politikaları sonucu kapitalist sistemin acımasız çarkları tarafından katledildi. Bu ölümler basit bir kaza değil çocuk emeği sömürüsünün yarattığı vahşi bir cinayettir.Yasalar, 18 yaş altındaki her bireyin çalıştırılmasını kesin ve tartışmasız bir şekilde yasaklamaktadır. Ancak bu yasal güvenceler, devlet aygıtının ve patron sınıfının sistematik iş birliğiyle yok sayılmaktadır. Bugün Türkiye’de, çocuk işçiliği yasağı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) programının ardına saklanarak meşrulaştırılmıştır.MESEM’ler, “iş öğrenme” ve “aile bütçesine katkı” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılan, çırak adı altında çocukların emeğinin sömürüldüğü açık bir istismar merkezidir. Devlet görevi olan çocukları korumanın tam tersine, onları en düşük maliyetli iş gücü olarak görüp üretim zincirlerinin güvencesiz bir halkası haline getirmiştir.Bu durumun vehameti, Milli Eğitim Bakanı’nın patronlara yönelik yaptığı açıklamayla zirveye ulaşmıştır. Bakan; utanmadan, potansiyel olarak 2 milyon çocuğun MESEM sistemi üzerinden işletmelerin emrine verileceği “müjdesini” ilan etmiştir. Bu açıklama, çocukların eğitim hakkının ve hayatta kalma güvencesinin kâr uğruna nasıl feda edildiğinin iktidar ağzından yapılmış somut bir itirafıdır. Çocuklarımızın geleceği ve can güvenliği kurumsal sömürü ve sermaye yandaşlığı eliyle açıkça tehdit altındadır.
Çocuk emeğini daha çok kâr için kullanan sermaye düzenini örgütlü gücümüzle yıkacağız, MESEM’leri ve çocuk işçiliğini tarihe gömeceğiz.
#GençlikİsyanaZincirleriniKırmaya2025



