Home / Lubunyalar / Neoliberal Kapitalizmin LGBTİ+’lara Dayattıkları

Neoliberal Kapitalizmin LGBTİ+’lara Dayattıkları

Yaşam sorunlar, engeller, yasaklar ya da yasaklama çabaları ile doludur, bunlar bazen kişisel görünür bazen sadece toplumun tek bir kesiminde varmış gibi lanse edilir. Yaşamımızda karşımıza çıkan ve tek başımıza çözemeyeceğimizin aşikar olduğu her sorun, her engel ve her yasak sistemseldir. Neoliberal kapitalizm ve ataerkinin birbirini beslemesi ve birbirinden beslenmesi sonucu günümüzde karşımıza çıkan sistem gerek tüm toplumu etkileyen gerekse LGBTİ+’ların özgül koşullarını yaratan bir biçimde kendisini dayatır. LGBTİ+’lara yönelen her türlü fobi de bu sistemin ürünüdür. Sistemin ürünü olan engellerin çaresini bireysel kurtuluşlarda ya da kaçışlarda aramak çarelerin toplumsal olduğu gerçekliğini gölgeler. 

“Toplumsal ahlak” ya da “genel ahlak” gibi muğlak ve her kişinin farklı noktalardan yorumlayabileceği sözlü anlaşmalar denebilecek şeyler üzerinden makbul olmak ve kabul edilmek ya da olmamak ve edilmemekten doğru biz LGBTİ+’ların yaşamlarının her alanını korkunç şekilde etkilediği aşikardır. Bu barınma sorunundan, emek süreçlerine, sağlık hakkına erişimden eğitime, şiddete açıklığa ve pek çok mağduriyete ve hatta yaşamdan koparılmaya kadar neden olmaktadır. 

Neoliberal kapitalizmin insanı bir canlı olarak değil, bir meta bir maliyet olarak gördüğü bu dünyada LGBTİ+’ların karşı karşıya bırakıldıkları sorunları tesadüf ya da bireysel başarısızlık olarak göremeyiz. Üretim ilişkilerine ancak cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini saklayarak katılmak zorunda bırakılmanın yanında kimliğini saklamak istemeyen ya da sakla(ya)mayan LGBTİ+’lar için emek ilişkileri çok daha zorlu, tehlikeli ve şiddete açıktır. Bir emekçinin kendi emeğiyle ilişkisi ve toplumun bu emekle ilişkisi ya da bu emeğe bakışı sadece o emekçiyi etkilemez, aynı zamanda emeğe nereden baktığımızı da açığa çıkarır. İster (bu ona açıkça söylenmese de) LGBTİ+ olduğu için ofisten işçi çıkarılırken ilk atılan beyaz yakalı emekçi olsun ister seks işçiliği yapan bir trans kadın olsun, üretim ilişkileri içerisindeki varlığı yoksayılan LGBTİ+’lar hak kaybı yaşadıklarında, işten atıldıklarında, çalıştıkları yerlerde fobiye, şiddete maruz kaldıklarında haklarını aramak istediklerinde yüzlerini dönebilecekleri yapıların azlığı ya da tamamen olmayışı kişileri sadece tekil şekilde etkilememektedir. İşçi sınıfına monolit bir yapıymışcasına baktığımız sürece LGBTİ+ emekçiler çatlaklar arasında kayboluyor. 

Bir kişinin sağlık ya da barınma gibi hayatta kalmak için mecbur olduğu ihtiyaç ve haklar neoliberal kapitalist sistemde birer lüksmüşcesine sunulduğu sürece hiçbir insan, insan olmaktan gelen haklarını eşit ve adil koşullarda gerçekleştirememektedir. Bu sistemsel şekilde gerçekleşen hak kayıplarına bir de ataerkil baskılar ve LGBTİ+ fobi eklendiği noktada bizler insan olmaktan gelen haklarımıza erişemez bir hayat içerisinde kendimizi bulmaktayız. Şehrin belirli bölgelerine kovulmak, çok daha fahiş kiralar ödemeye mecbur bırakılmak, yaşadığımız evlerde gerek mahalle gerek polis ve devlet baskısıyla şiddete sistematik şekilde maruz bırakılmak LGBTİ+’ların adeta gündelik deneyimleri olarak varoluyor. LGBTİ+’lar bu deneyimleri gerek toplu baskınlar gerekse bireysel olarak yaşıyor. Örneklerini biliyoruz, konuşuyoruz, hatırlıyoruz. Evsiz kalmak bireysel bir “başarısızlık” değil, ataerkil, fobik neoliberal kapitalist sistemin bir sonucudur. 

Cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliği sebebiyle sağlık hakkına erişimin zorlaştığı, kısıtlandığı, imkansızlaştığı ya da yasaklandığı noktada LGBTİ+’lar sağlık hakkına fiili olarak erişemez hale gelmektedir. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ise bu erişim engeline bir de ekonomik bir engel katmaktadır. Gerek cinsiyet uyum süreçlerinin zorlaştırılması, hormona erişimin kısıtlanması/yasaklanması gerek sağlık hizmeti talep edilen noktada fobiye maruz kalmak, fobi yüzünden eksik hizmet almak ya da tamamen alamamak LGBTİ+’lara fiziksel, mental ve ruhsal hasarlar olarak geri dönmekte. 

Fobinin ve şiddetin normalleştirildiği noktada yaşanılan evlerde, barınılan yurtlarda, eğitim görülen sınıflarda güvende hissetmek bir kenara varoluş mücadelesi yürütmek zorunda bırakılmak özellikle de genç olan bir LGBTİ+ için işten bile değil. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri bahane edilerek LGBTİ+’lara kendi aileleri, sınıf arkadaşları/akranları, oda arkadaşları tarafından uygulanan şiddetin her türlüsü sadece derin yaralar açmıyor, kişilerin kendilerinden nefret etmesinden tutun eğitim hakkından vazgeçmelerine kadar hayati sonuçlar yaratmaktadır. Özellikle Trans+’ların biyolojik cinsiyetleri neden gösterilerek yurtlara yerleştirilmesi hem yurt yönetimi hem de yurdu paylaştıkları öğrenciler tarafından kişileri şiddete karşı açık ve savunmasız kılıyor. Güvenle barınılamayan yurtlarda, sınıf ve amfilerde; sistem tarafından halihazırda eşit ve adil olmamak üzere dizayn edilmiş olan eğitime katılmayı engellemektedir. 

Aileler tarafından kabul edilmeme, yoksayılma, kovulma ve/veya şiddet türlerine maruz bırakılma LGBTİ+’lara sadece yukarıda anlatmaya çalıştığımız barınma hakkına erişememe sorunu olarak değil pek çok farklı şekilde geri dönmekte. Aileleri tarafından “dönüştürülmeye”, “düzeltilmeye” çalışılan LGBTİ+’larda bu kabul edilmeme derin mental, ruhsal ve fiziksel yaralar açmaktan yaşamdan koparılmaya kadar gitmektedir. 

Tüm bu hak kayıpları, şiddete maruz kalışlar, yasaklanışlar neoliberal kapitalizmin birer eseri olarak kalmamakta; sistemin bir başka eseri olan ve aynı zamanda onu besleyen uyuşturucu sorunu olarak da kendisini göstermektedir. Sistemin bir kaçış yolu olarak lanse ettiği uyuşturucunun, sistemin kendisi tarafından yıpratılmış, ötekileştirilmiş, şiddete maruz bırakılmış LGBTİ+’lar tarafından bunlardan kaçış olarak kullanılması LGBTİ+’ları yaralar ve yaşamdan koparır. Sistemin adeta insan öğütme aracı olarak kullandığı uyuşturucular ve bu uyuşturucu ticaretinden kazanılan kanlı gelir LGBTİ+’lara şiddet uygulayan çeteleri beslemekte ve bu ket vurulması istenmeyen döngü devam etmektedir. 

Bahsettiğimiz tüm zorluklar, yoksayışlar, maruz kalınan şiddetler karşısında öncelikle kaynağı bilerek, görerek sonrasında ile o kaynakla yani sistemle mücadele ederek özgür ve eşit bir yaşamı kurabiliriz. Şiddetin ve fobinin olduğu yerde, çare örgütlenmekte, dayanışmakta ve birlikte varolmakta arandıkça, başka bir yaşam, başka bir dünya talep ettikçe cinsel yönelimlerimiz ve cinsiyet kimliklerimizle gerçek manada eşit bir şekilde varolabileceğiz. 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir