Home / Genel / İran’da Kürt Ulusunun Sistematik İmhası: İran Rejiminin Soykırım Politikaları

İran’da Kürt Ulusunun Sistematik İmhası: İran Rejiminin Soykırım Politikaları

İran rejimi, 2025’te İsrail’e karşı yürüttüğü savaşta uğradığı yenilginin faturasını Kürt ulusuna kesiyor.

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre 2025 yılının ilk sekiz ayında en az 841 kişi idam edildi. Bu sayı, 2024 yılının aynı dönemine kıyasla önemli bir artış gösteriyor. Bu artış, rejimin savaş sonrası otorite krizine karşı geliştirdiği Kürtler başta olmak üzere etnik azınlıkları hedef alan sistematik bir infaz politikasının işaretidir. Bu durum, İran’daki ölüm cezası pratiğinin bir ceza hukuku meselesi olmadığını, açık bir siyasal soykırım stratejisi olduğunu ortaya çıkarıyor.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü’nün raporları, 800’ün üzerinde infazın olduğunu ve bu infazların çoğunun Kürt bölgelerinde gerçekleştirildiğini belirtiyor. İnfazların büyük bölümü “uyuşturucu suçları” veya “casusluk” gibi bahanelerle gerçekleştirilse de burada kullanılan dilin yalnızca bir hukuk söylemi olmadığını, bir halkın kimliğini kriminalize eden politikalar olduğunu gösteriyor. Buna örnek olarak Mahsa Amini’nin 2022’de Kürt bir kadın olarak rejim tarafından katledilmesi, İran rejiminin korktuğu “Jin, Jiyan, Azadî” hareketinin ve toplumsal ittifakın devamı niteliğinde olmaktadır. Dolayısıyla infazların artışı, savaş sonrası dönemde yoğunlaşan bu direnişi kırmayı hedef alan bir baskı mekanizması olarak önümüzde durmaktadır.

İran-İsrail çatışması sırasında ve sonrasında İran rejimi iç baskıyı arttırması infazlardaki savaş bağlantısının açıklığını gösteriyor. Haziran 2025’te İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları, rejimin nükleer programını ve iç istikrarını sarsarken bu durum Kürt ulusuna karşı bir intikam kampanyasına dönüştü. Örneğin, Haziran 2025’te üç Kürt mahkum – Edris Ali, Azad Shojaei ve Rasoul Ahmad Rasoul – Orumiyeh Cezaevi’nde gizlice idam edildi. Savaş sonrası tutuklama ve infaz dalgasının bir parçası olan bu durum, rejimin iç huzursuzluğu bastırmak için etnik azınlıkları hedef aldığını ve Kürt ulusal kimliğini sistematik olarak ezmeye çalıştığını gösteriyor. Heinrich Böll Vakfı’nın raporuna göre, Kürtler, Baluchlar ve diğer azınlıklar, toplam idamların yarısını oluşturuyor. Bu veriler, savaşın gölgesindeki siyasi motivasyonlu infazların arttığının bir ifadesi olagelmektedir.

Bu kıyımın boyutunu örnek vakalar açıkça ortaya koyuyor. Hamid Hosseinnejad isimli Kürt bir aktivist; işkence altında alınan yalan itiraflarla gizlice asıldı, ailesi ve avukatı habersiz bırakıldı. Pakhshan Azizi ve Warisha Moradi, barışçıl hak savunucusu Kürt kadınlar, “silahlı isyan” iftirasıyla feminist direnişi bastırmak amacıyla idama mahkum edildi. Temmuz 2025’te Behrouz Ehsani ve Mehdi Hassani, Ghezel Hesar Cezaevi’nde gizlice infaz edildi; işkence izleri raporlandı. Nisan 2025’te beş Sünni siyasi mahkum Mashhad’da infaz edildi, çoğunun Kürt olduğu belirtiliyor. Bu vakalar, adil yargılama eksikliğini, işkenceyi ve gizli infazları gösteriyor; idamların %95’i resmi kaynaklarca duyurulmuyor.

Geçen yıldan itibaren Kolbar’ların hedef alınması, bu kıyımın sadece cezaevleriyle sınırlı olmadığını; sınırda, dağda, her yerde sürdüğünü gösteriyor. 2024’te 339 kulbarın öldürülmesi ya da yaralanmasıyla Kürtlerin hayatta kalma yolları dahi rejim tarafından yok ediliyor.

İdamların %95’inin resmi kaynaklarca açıklanmaması, rejimin hem içeride hem dışarıda hesap vermekten kaçındığını ortaya koyuyor. Bu durumla birlikte Dünya kamuoyu ve özellikle sol/sosyalist hareketler, bu sessiz çığlıklara sağır kalıyor. BM ve Amnesty International, “soykırım” uyarısında bulunuyor ve moratoryum çağrısı yapıyor, ancak etkili yaptırımlar eksik kalıyor.

Sol/sosyalist hareket içinde İran’ı “anti-emperyalist” olarak gören bazı kesimler, rejimin Kürt katliamlarına gözlerini kapatıyor. Progressive Alliance gibi oluşumlar, genel kınamalar yayınlıyor, ancak Kürt odaklı eylemler sınırlı. Bu ikiyüzlülük, rejime daha fazla alan açıyor. ABD ve diğer liderler kınama metinleri yayınlıyor, ancak ekonomik ve diplomatik ilişkiler devam ediyor. Bu sessizlik, rejimin ölüm makinesine yeşil ışık yakıyor.

Ortada Kürt ulusuna karşı yürütülen sistematik bir kıyım var. Rejim, ölüm cezasını bir yönetim aracı haline getirerek korkuyla hükmediyor. Buna karşı Kürtler, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla özgür ve eşit bir yaşam talebini haykırıyor.

841 idamın ötesinde, binlerce tutuklama ve işkence devam ediyor. Sosyalistler ve insan hakları örgütleri – daha kaç idamı bekliyorsunuz? Sessizlik suç ortaklığıdır. Bu barbarlığa dur deyin; aksi halde tarih, bu kanın yükünü yalnızca İran rejiminin değil, seyirci kalanların da üzerine yazacaktır.

Kürt halkı ölüm değil, özgürlük istiyor.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir