Home / Hareketin Sözü / FAŞİZMİN SÜREKLİLİĞİ VE CHP SÜRECİ: Devrimci – Demokratik Görevlerin İç İçeliği

FAŞİZMİN SÜREKLİLİĞİ VE CHP SÜRECİ: Devrimci – Demokratik Görevlerin İç İçeliği

CHP’ye yönelerek İmamoğlu üzerinden girişilen ve 19 Mart’ta başlayarak süren yargı kuşatması, çok katmanlı bir şekilde ilerleyerek günümüzdeki kayyım sürecine ulaşmıştır. 15 Eylül’de görülecek olan davada muhtemel bir genel merkez kayyımıyla taçlanabilecek bu süreç, burjuva siyasetinin dar ufkunun ve sınırlarının varlığını kanıtladığı gibi devrimci iddia ve imkanları da içerisinde barındırıyor. Türkiye’de faşizmin yapılanma biçimini ve faşizme karşı demokrasi ve devrim mücadelesini birlikte ele almayan hiçbir anlayış, bu süreci göğüsleyecek bir direnç oluşturamayacağı gibi karşı çıkışı da örgütleyemeyecektir. Bu bağlamda ortaya koyulması gereken karşı çıkış, demokratik ve devrimci görevlerin birbiriyle bağlantılı şekilde ele alınarak aynı anda ilerletilmesi; bu ilerlemenin devrimci bir hatta bağlanarak faşizmin kurumsallaşmasını odağa almasını zorunlu kılmaktadır.

Gelişen güncel gelişmeleri iki hatalı politik uçta değerlendiren eğilimler söz konusudur. Bunlardan birisi Kürt hareketi ve onun demokratik alandaki yapılarına dönük saldırılara dair düzen partisi CHP’nin geçmişteki rolü – toplumsal muhalefetin desteksiz hali sebebiyle yapılanları görmezden gelmek; ikincisi ise faşizmin odağındaki öznenin CHP olması sebebiyle düzen içi çekişmelerin devrimci alandaki imkanlarını umursamaksızın önüne baktığını iddia edenlerdir. Bu iki eğilimin barındırdığı hatanın yegâne sebebi, Türkiye’de faşizmin bir süreklilik ve yönetimsel öz olarak çeşitli formatlarla kendisini var ettiğini ıskalamaları; dolayısıyla faşizmin sürekliliğinin öznesi değişir kendisi değişmez bir hal olduğunu hiçe saymalarıdır. Faşizmin öznesi önemli olduğu kadar sebep –özne –  sonuç hattındaki sebep – sonuç bağlantısı da önemlidir. Nitekim faşizmin kurumsal bir sistem olarak var oluşu, öznesi kadar sonucuyla bağlantılı olarak genel siyasal düzlemi de dizayn etmektedir. Bu iki hatalı eğilimin işaret ettiği gibi bu saldırıların sonucundan ne Kürt Özgürlük Mücadelesi ne de devrimci demokratik muhalefet alanı vareste kalabilecektir. Dolayısıyla- burjuvazinin fraksiyonlarına yedeklenmeden- faşizmin sürekliliğini ve yansıma biçimlerini doğru değerlendirerek görevleri buna göre tayin etmek, yakıcı bir ödev olarak önümüzde durmaktadır.  (Burjuvazinin fraksiyonlarına yedeklenen eğilimlerin devrimci bağlamda hatalı bir eğilim değil siyasal bir tercih olduğu kabul edilerek hatalı eğilimler üç yerine iki olarak ifade edilmiştir.)

Faşizmin Sürekliliği ve Güncel Tezahürleri Ne İfade Ediyor?

Faşizm, Türkiye’de yalnızca olağanüstü dönemlerin ve istisnai süreçlerin başvurulan yöntemlerinden olmayıp bir siyasal iktidar biçimi olarak sınıfsal nitelikte süreklileşmiş bir biçimdir. Sermaye düzeninin ve burjuvazinin içsel kriz dinamikleri derinleştikçe, yönetim kapasitesi olağan siyasal mekanizmalarla idare edilemez hale gelmekte; baskı, kayyım, yargı kuşatması, rıza ve zor aygıtlarının bütünsel kullanımıyla faşist dalga “çıplak biçimiyle” sürdürülmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de faşizm sadece olağan üstü bir hali işaret etmeyip bir yönetsel tarz olarak süreklilik arz etmektedir. Nitekim burjuvazi, emperyalizm ve neoliberal kapitalist sistemin çıkarlarıyla uyumlu şekilde yönetim krizlerini aşmak üzere yükselen faşizm dalgasının uygulayıcı aktörüdür. Sonuç itibariyle Türkiye’de faşizm, alt emperyal faaliyet kapasitesi barındırmakla birlikte esasen bağımlı kapitalizmin ve gelişiminin sonucu olarak zorunlu bir yönetim biçimi olarak gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda tahakküm ilişkileri derinleştikçe burjuvazi, siyasal iktidarının ve varlığını sürdürmek için faşizmin araç ve uygulamalarını güncellemek zorundadır.

Sürekli Faşizm Karşısında CHP ve Düzen İçi Muhalefetin Sınırları/Açmazları

CHP’ye yedeklenmekle faşizme karşı demokrasi mücadelesini karıştıran reformist eğilimlerin gördüğü ancak görmezden geldiği yegâne unsur açıktır: CHP’nin kayyım sürecinde geliştirebildiği tepkinin sınırlılığı, onun yapısal sınırlılıklarından kaynaklanmaktadır. Siyasal varlığını ve odağını, ulus – devletin “kurucu ilkelerine” yaslayarak kuran CHP, faşizmin. Sürekliliği ve kurumsallaşmasını da bir “olağanüstü dönem” ya da “hukuksuzluk” tasviriyle sınırlı görmekte; dolayısıyla kurtuluş reçetesini Anayasa, hukuk devleti, sandık gibi – bugün tanınmadığı bizzat siyasi iktidar tarafından uygulamalı gösterilen – araçlara atıfla sağlamaktadır. Oysa CHP ve yedeklenenlerin kabul edemediği husus, faşizmin sürekliliği içerisinde bu mekanizmaların da işlevsizliği; dolayısıyla sistem içi kanallarla faşizmin geriletilemeyeceği gerçeğidir. Bu bağlamda burjuva muhalefetinin sınırlılığı üç noktada somutlaşmaktadır:

1-) “Hukuksallığın Sınırına Çarpan” Demokrasi Mücadelesi Çağrısı, Devrimci Nitelikte Olamaz: Burjuvazinin ve makbul muhalefetinin tarifi, faşizmin sürekliliğini görmeyerek bu durumu “hukuk devletinden sapma” olarak tariflemektedir. Dolayısıyla çözümü faşizme karşı mücadelede değil hukukun üstünlüğü gibi soyut çağrılarda aramaktadır. Faşizm, hukukun dışına çıkış değil, bizzat hukukunun egemenlerin tahakkümüne uyarlamaları içerisinde çalıştırılmasıdır. Kayyım pratiği de bugün bu durumun en çıplak örneğidir. Dolayısıyla bu gerçeği ıskalayan hiçbir öznenin devrimci bir karşı çıkış ve muhalefet örgütlemek iddiası bulunmamaktadır.

2-) Sandığın Tasfiyesine Rağmen Kurtuluş Olarak Sandığın İşaret Edilmesi: CHP ve burjuvazi blokunun sürekli çağrısı, sandıkta hesap sormaya ilişkindir. Hatta bazıları öyle ileriye gitmektedir ki Türkiye’de ilk kez bir partiye “darbe” uygulaması gerçekleştirildiğini ileri sürmekte; sandık ve seçimin geçersizleştiğini – bu sebebe dayanarak – ifade etmektedir. Oysa ki HEP – DEP çizgisinden HDP’ye kadar Kürtlerin demokratik siyaset kanallarını tasfiye edenler için faşizmin sürekliliği açıklanmaya gerekli görülecek bir olgu değildir. Faşizmin sürekliliğini kavramayanlar, Amerika kıtasını yeniden keşfediyor ancak Türkiye’de demokratik siyasetin sınırları, her daim resmî ideolojinin kurucu kodlarının sınırlarıyla çizilmiştir. Bugün AKP-MHP bloku üzerinden oluşturulmak istenen yeni devlet çizgisi, kendi kodlarına uygun sınırlamayı inşa etmek adına saldırılarını çeşitlendirmiş ve boyutlandırmıştır. Bugün salt CHP değil demokratik zeminde siyaset yapan özneleri hukuksuz şekilde tutsak olan Kürt siyaseti de saldırıdan vareste sayılamayacaktır. Yürütülen yeni çözüm süreci, bu gerçeği değiştirmemektedir.

3-) Devlet Aklına Seslenen Düzen Siyaseti: CHP ve yedeklenen öznelerin temel refleksinde, çoğunlukla “devlet aklına, kurumlarına ve vicdanına” bir tür seslenme hali görülmektedir. Faşizmin sürekliliğini ve bir öz olduğunu kavrayamayan bu anlayış, devletin sözde tarafsız bir otorite olarak devreye girmesini bekleyerek siyasal gerçeğin özünü ıskalamaktadır. Bugün devlet denilen olgunun giriştiği faaliyetler, ona rağmen değil bizzat onun ve bağımlı kapitalist ilişkilerinin gerektirdiği durumların gereği olarak işletilmektedir. Dolayısıyla özü değişmez uygulaması ve öznesi değişir bir durumun varlığı; dönemsel değişikliklerin de güncel siyasetteki sancılarıyla karşı karşıya kalındığı bir hal söz konusudur. 

Bu 3 temel hattaki sınırlılıkların kaçınılmaz sonucunda ise CHP odaklı ve CHP’ye yedeklenen “mücadele” hattı düzenin sınırlarına çarparak tasfiye olmakta/bir direnç odağı yaratamamaktadır. Bunun panzehiri ise CHP ve yedeklerinin tutumu sebebiyle devrimci-demokratik görevlere sırt dönmekte değil, tam aksine kitlelerin demokratik taleplerini devrimci bir hatta bağlama potansiyelini örgütlemektedir. Dolayısıyla bu noktada görev, burjuvammuhalefetin sınırlarını bizzat sahada her türlü söylem, eylem ve pratikle teşhir ederek devrimci-demokratik iç içe geçmiş bir hattın inşa edilmesidir.  En basit demokratik hakların bile savunusu, ancak devrimci mücadeleyle kalıcılaşabilir; çünkü faşizmin sürekliliği, düzen içi mekanizmaların bizzat bu hakları tasfiye etmesi anlamına gelmektedir. CHP’ye yönelmiş kayyım saldırısı da göstermektedir ki, faşizme karşı gerçek çıkış yolu burjuva muhalefetin sınırlarının aşılması ve halkın bağımsız, örgütlü gücünün öne çıkarılmasıdır.

Ne Yapmalı?

Bugünkü kayyım sürecinde devrimci hattın en yakıcı görevi, burjuva muhalefetin sınırlılıklarını teşhir etmekle birlikte faşizme karşı en geniş demokratik karşı çıkışı örgütlemek ve bunu devrimci bir perspektife bağlamaktır. Bugün birleşik ve örgütlü mücadele derken ifade edilmek istenen, demokratik görevleri devrimci nitelikle iç içe gören bir karşı çıkışı örgütlemek arzusudur.

DEM Parti’ye dönük saldırıları görmezden gelerek yalnızca CHP’ye yönelen kayyımı konuşmak, Kürt halkının irade gaspını tali bir meseleye indirgemek anlamına gelir. Tersinden, CHP’ye karşı yürütülen kayyım sürecini neredeyse “oh olsun” apolitizmiyle karşılayan, hatta düzen içi klikler arası kavga olarak küçümseyen anlayış da aynı ölçüde kısırdır. Çünkü faşizmin sürekliliği, yalnızca Kürt hareketini ya da yalnızca CHP’yi değil, toplumsal muhalefetin bütününü tasfiye etmeye yönelmektedir. Faşizmin amacı, ruhu ve özü burada yatmaktadır. Bu nedenle DEM düşmanlığının da CHP’ye duyulan öfkenin tek başına siyasetleştirilmesinin hiçbir faydası yoktur.

Bu bakımdan bağımsız bir şekilde faşizmin karşısında devrimci görevlerin demokratik görevlerden ayrılaştırılamayacağını kabul etmek gerekmektedir. Nitekim Türkiye’de faşizmin sınırları belirlidir ve bugün en basit demokratik talepler dahi faşizmin kurumsal sınırlarına çarparak geri dönmektedir. Seçme – seçilme hakkından örgütlenme hürriyetine, ifade hürriyetinden yaşama hakkına kadar her şeyin siyasal varlık sınırı bu çizgiden belirlenmektedir. Dolayısıyla bugün görev, demokratik hakları savunurken devrimci bir iktidar perspektifini ortaya koyabilmekte yatıyor.

Devrimci bir stratejinin esasları olarak ne yapmalı sorusunun cevapları açıktır:

1-) En geniş demokratik mevziler savunulmalı ve DEM’den CHP’ye, sendikalardan odalara, gençlik örgütlerinden devrimci demokrat kurumlara kadar tüm toplumsal muhalefet yapısal varlığını savunacak karşı çıkışın örgütlenmesine katılmalıdır.

2-) Bu görev yerine getirilirken burjuva muhalefetinin sınırları ve çözümsüz imkân boyutları her daim teşhir edilmelidir. Ancak bu hamle indirgemeci şekilde sadece CHP tasfiyesini arzulayan değil onun sınırlılıklarından doğan devrimci imkanları açığa çıkaran bir çizgide gerçekleştirilmelidir.

3-) Halkların bağımsız örgütlü ağlarının büyütülmesi ve devrimci – demokratik hattın inşa edilmesi gerekmektedir. Yani bir talep olarak sistem içi kanalların tıkanması karşısında birikimin sistem içi kanallarda erimesini önleyecek alternatifler üretilmelidir.

4-) Faşizmin sürekliliğine karşı, devrimci karşı – hegemonyayı yaratacak kazanımları sahiplenmek görevdir. Dolayısıyla saldırılara karşı geliştirilecek siyasal hamleler bir savunma değil uzun vadeli devrimci bir hat olarak örgütlenmelidir.

Sonuç Yerine

Bugün CHP’ye yöneltilen kayyım saldırısı, Türkiye’de faşizmin sürekliliğinin en açık ve en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Bu saldırı yalnızca CHP’yi değil, DEM Parti’yi, devrimci kurumları, sendikaları, gençlik örgütlerini, yani toplumsal muhalefetin bütün damarlarını hedef almaktadır. Dolayısıyla mesele bir partinin sınırlarını aşmış, faşizmin kurumsallaşmış karakterini yeniden görünür kılmıştır. Burjuva muhalefet ise bu gerçeği görmezden gelerek hukuka çağrı, sandığa bel bağlama ve devlet aklına seslenme üçgeninde kendi kısır döngüsünü yeniden üretmektedir. Bu hat, ne faşizme karşı gerçek bir direnç yaratabilir ne de kitlelerin öfkesini örgütlü bir karşı çıkışa dönüştürebilir. Tersinden, CHP’nin yaşadığı tasfiyeyi küçümseyerek “oh olsun” diyerek kenara çekilmek ya da DEM düşmanlığı üzerinden mevzi aramak da aynı ölçüde çıkışsızdır; çünkü faşizmin sürekliliği, öznesi her kim olursa olsun hedefini halkın iradesine yöneltir.

Bugünün devrimci görevi, işte bu noktada en yalın biçimde belirginleşmektedir: Demokratik görevlerle devrimci görevleri birbirinden ayırmadan, aynı hatta bağlayarak örgütlemek.

En basit demokratik hakkın savunusu dahi devrimci bir mücadele olmaksızın kalıcılaşamaz. Bu nedenle gerçek çıkış yolu, faşizmin sürekliliğini kavrayan, burjuva muhalefetin sınırlarını teşhir eden, halkın bağımsız örgütlü gücünü inşa eden bir devrimci-demokratik hatta yatmaktadır. Kayyım saldırılarına karşı yürütülecek mücadele, yalnızca bugünün savunusu değil faşizmin kurumsallaşmasına karşı uzun vadeli bir devrimci iktidar perspektifidir. Çıkış yolu ne düzene yedeklenmekte ne de edilgen bir tepkisellikte aranabilecektir. Çıkış yolu, halkın birleşik, örgütlü ve devrimci karşı-hegemonyasında yatmaktadır. Faşizmin özünü kavramayan hiçbir siyaset yol açamaz; ancak faşizmin sürekliliğini kavrayan ve devrimci-demokratik görevleri aynı hatta birleştiren mücadele, halkın özgür geleceğini kurabilecek gerçek yolu açacaktır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir