Kadınların yan yana gelmesinden, ortak bir gelecek kurmasından, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele etmesinden söz ediyoruz. Yıllardır erkek egemenliğine, şiddete, sömürüye, ayrımcılığa ve kadın düşmanı politikalara karşı mücadele eden kadınlar olarak biliyoruz ki yan yana gelmek, başlı başına bir amaç değil; kadınların kurtuluş mücadelesi için bir güçtür. Ancak bu gücün nasıl kurulacağı, hangi ilkeler etrafında birleşeceğimiz ve nasıl bir gelecek tahayyül ettiğimiz, yan yana gelmekten çok daha önemlidir.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı etrafında yaşanan tartışmalar, tam da bu soruları yeniden önümüze koydu. Farklı siyasi çevrelerden, akademiden, kadın hareketinden ve hak mücadelelerinden kadınların bir araya geldiği konferansın programında AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in de konuşmacı olarak yer alması, kadın hareketinin çeşitli kesimlerinde haklı itirazlara neden oldu. Konferansın ilk gününde konuşmacı olan Hidayet Şefkatli Tuksal’ın geçmişte Madımak Katliamı üzerine yaptığı açıklamalar da bu tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu.
Bizim açımızdan mesele, yalnızca bu iki asla kabul edilemez ismin bir konferansa davet edilmesi değildir. Mesele, kadınların geleceğinin, yan yana gelmek uğruna hangi politik ilkeler üzerinden konuşulacağıdır. Mesele, kadınların ortaklaşmasının sınırlarını kadınların özgürlük mücadelesinin ihtiyaçlarının mı, yoksa farklı siyasi çevrelerin bir arada bulunması ihtiyacının kendisinin mi belirleyeceğidir.
Çünkü kadınların geleceği, kadın kimliğini paylaşan herkesin aynı mücadele hattında buluşmasıyla kendiliğinden kurulmayacak. Kadınların geleceği; yaşamlarını, bedenlerini, emeklerini ve geleceklerini denetim altında tutan ataerkil kapitalist düzene karşı mücadeleyle kurulacaktır.
AKP’NİN KADIN VE LGBTİ+ DÜŞMANI GERİCİ ÇİZGİSİYLE YAN YANA GELMEYECEĞİZ!
Özlem Zengin, AKP’nin kadın politikalarının en görünür temsilcilerinden biri. Yıllardır iktidar partisinin milletvekilliğini ve Grup Başkanvekilliğini yürüten Zengin, kadınların yaşamlarına doğrudan saldıran politikaların savunuculuğunu üstleniyor. Dolayısıyla kendisini yalnızca bir kadın siyasetçi olarak değil, temsil ettiği iktidarın kadınların yaşamları üzerindeki politik sorumluluğuyla birlikte değerlendirmek zorundayız.
19 Şubat 2021’de Meclis’te, Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltındaki kadınlara çıplak arama yapıldığı iddiaları tartışılırken Özlem Zengin, “Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez” sözlerini kullandı. Kadınların maruz kaldıkları hak ihlallerini açıklama zamanını ahlak ve onur üzerinden sorguladı; iddiaları kurgusal olarak nitelendirdi.
Bu sözler, kadınların bedenleri üzerindeki denetimin nasıl bir zihniyetle sürdürüldüğünü gösteren önemli bir örnektir. Sorun yalnızca bir isim değil, o ismin temsil ettiği kadın düşmanı politikaların kadınların geleceği olarak ortaya konulmuş olmasıdır. Kadınları ahlaki ölçütlerle sınayan, beyanlarını değersizleştiren bu anlayışla kadınların özgürlük mücadelesi arasında nasıl bir ortaklık kurulabilir? Bu durumun kendisi bile kadınlara yönelik bir saldırıdır. Bu sebeple biz sosyalist kadınlar olarak, geleceğimizin ufkunun Özlem Zengin’i aştığını söylüyoruz.
Özlem Zengin’in kadın hakları konusundaki siyasi konumu bu açıklamayla da sınırlı değil. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini sürekli tartışma konusu hâline getiren, kadınların kazanılmış haklarının geriletilmesine yol açan politikaları savunan bir iktidarın önemli temsilcilerinden biri. 2026 yılında düzenlenen konferansta ise LGBTİ+ haklarının programda yer almasını gerekçe göstererek katılmaktan vazgeçtiğini açıkladı. Bianet’e verdiği demeçte, AKP’nin bu konudaki siyasi tutumunun belli olduğunu ifade etti.
Burada eleştirilmesi gereken bir başka nokta da tam olarak budur. Bizler, yıllardır eşitlik, özgürlük, adalet ve barış için mücadele eden kadınlar olarak kimlerle yan yana geldiğimizin önemli olduğuna inanıyoruz. Zira karşımızdakilerin kimlerle yan yana gelmeyecekleri konusunda bizden çok daha net çizgilere sahip olması, bu tartışmanın en çarpıcı yanlarından biridir.
Burada karşımızda yalnızca kişisel bir görüş ayrılığı bulunmuyor. Kadınların ve lubunyaların eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam hakkına ilişkin siyasi bir ayrışma bulunuyor. Kadınların geleceğini konuştuğumuz bir yerde LGBTİ+ varoluşunu ve haklarını dışarıda bırakmak, kadınların özgürlük mücadelesini eksik ve dar bir zemine hapsetmektir. Peki, durum buyken bizler kimlerle yan yana geliyoruz? Geleceğimizi kimlerin yanında konumlandırıyoruz? Asıl soru budur: Özlem Zenginlerin yanında mı?
Biz sosyalist kadınlar için çizgi nettir: AKP’nin gerici çizgisiyle yan yana gelmeyeceğiz. Bizim geleceğimizin ufku Özlem Zengin’i aşar!
MADIMAK’IN ATEŞİ HÂLÂ SÖNMEDİ!
Konferansın konuşmacılarından Hidayet Şefkatli Tuksal’ın geçmişte yaptığı açıklamalar da üzerinde durulması gereken bir başka meseledir.
Tuksal, 31 Ekim 2013 tarihinde CNN Türk’te yayımlanan Tarafsız Bölge programında Sivas Madımak Katliamı üzerine konuşurken “Yakmak da bir mağduriyettir” ifadesini kullandı. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş’ın “Siz mağdur olduk diyorsunuz ama siz yakılmadınız” itirazı üzerine bu sözleri söyledi.
Madımak Katliamı, 2 Temmuz 1993’te çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçının, iki otel çalışanıyla birlikte yakılarak katledildiği bir insanlık suçudur. Bu katliamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen adalet arayışı, hafıza mücadelesi ve yüzleşme talebi devam ediyor.
Elbette bir toplumda böyle bir vahşetin gerçekleştirilebilmesinin ve buna göz yumulmasının toplumsal açıdan yarattığı yıkım üzerine konuşulabilir. Ancak katliamın faillerinin gerçekleştirdikleri eylemi “mağduriyet” kavramı üzerinden tarif etmek, fail ile mağdur arasındaki ayrımı bulanıklaştırmaya yönelik bilinçli bir hamledir. Katledilenlerle katledenlerin, zulme uğrayanlarla zulmü gerçekleştirenlerin aynı kavramsal çerçevede ele alınması, tarihsel sorumluluğun üzerini örtme çabasıdır.
Bizim için Madımak, yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam değildir. Alevilere yönelik ayrımcılığın, inanç özgürlüğünün inkârının, devletin ve egemenlerin sorumluluğunun, cezasızlık politikalarının ve toplumsal hafızaya yönelik saldırıların simgelerinden biridir.
Kadınların yan yana geleceği konuşuluyorsa sorarız: Alevi kadınların geleceği Hidayet Şefkatli Tuksal’la mı konuşuluyor? Kadınların özgürlüğü için mücadele etmek, tarihsel adalet taleplerini de ciddiye almayı gerektirir.
GELECEĞİMİZ İLKELERİMİZDEN VAZGEÇMEK UĞRUNA YAN YANA GELEREK KURULAMAZ!
“Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansının çıkış noktası, farklı siyasi görüşlerden kadınların ortak sorunlarını ve geleceklerini konuşabilmesi olarak açıklandı. Özlem Zengin’in davet edilmesinin gerekçesi de iktidarın bir temsilcisine doğrudan soru sorabilmek, eleştirileri muhatabına iletebilmek olarak ifade edildi.
Kadınların farklı siyasi görüşlerden ve toplumsal kesimlerden bir araya gelmesi elbette değerlidir. Kadın hareketinin genişlemesi, farklı mücadele deneyimlerinin buluşması, kadınların birbirlerinin sesini duyması ve ortak talepler etrafında mücadele etmesi önemlidir. Ancak bu ortaklaşmanın kendisinden daha önemli olan, hangi zeminde ve hangi ilkelerle gerçekleştiğidir.
Kadın mücadelesi ve kadınların geleceği, kadın olma ortaklığına indirgenemez. Sadece kadın olmakla kadınların kurtuluşunu savunanlarla kadınların kazanılmış haklarını gerileten politikaları savunanlar arasında kendiliğinden bir ortaklık kurulamaz. Kadınların bedenleri üzerindeki denetimi meşrulaştıranlarla beden özgürlüğünü savunanlar, LGBTİ+ varoluşunu hedef alanlarla eşit yurttaşlık talep edenler, kadınların emeğini görünmez kılanlarla emek sömürüsüne karşı mücadele edenler arasında yalnızca aynı cinsiyetten olma üzerinden ortak bir gelecek tarif edilemez. Edilmemelidir. Böyle bir ortaklık kurulmaya çalışıldığında, Özlem Zengin örneğinde gördüğümüz gibi, çizgisi net olan tarafın kim olduğu ve yan yana gelmenin koşullarını kimin belirlediği açıkça ortaya çıkıyor.
Özlem Zengin’in konferanstan çekilmesinin ardından ortaya çıkan tablo da bu tartışmayı daha görünür kıldı. Programda LGBTİ+ haklarının bulunmasını gerekçe göstererek konferansa katılmaktan vazgeçen bir iktidar temsilcisinin, kadınların geleceğine ilişkin ortak bir tartışmanın parçası olması zaten başlı başına bir siyasi çelişkiyi ortaya koyuyor.
Kadınların dayanışması, mücadele başlıklarımızı daraltarak değil, büyüterek güçlenir. Kadınların birbirlerinin farklılıklarına saygı duyması, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin temel ilkelerinden vazgeçmesi demek değildir. Tam tersine, hiçbir kadının ve lubunyanın geride bırakılmadığı, hiçbir ezilme ve sömürü biçiminin görünmez kılınmadığı bir mücadele hattı kurmak zorundayız.
KADINLARIN GELECEĞİ İÇİN KAPİTALİZMİN VE PATRİYARKANIN KARŞISINDAYIZ!
Biz sosyalist kadınlar, kadınların geleceğini birkaç siyasetçinin bireysel tutumlarıyla, yanlış söylemleriyle ya da kadın düşmanı açıklamalarıyla tahayyül etmiyoruz. Bizler geleceğimizi kadınların emeğini sömüren, bedenlerini denetleyen, bakım yükünü omuzlarına bırakan, bizleri güvencesiz ve düşük ücretli işlere mahkûm eden, şiddeti ve eşitsizliği yeniden üreten ataerkil kapitalist düzene karşı mücadelede görüyoruz.
Bugün kadınlar bir yandan işyerlerinde düşük ücretlere, güvencesiz çalışmaya, mobbinge ve sendikasızlaştırmaya maruz kalırken diğer yandan evde ücretsiz bakım emeğini üstleniyor. Yoksulluk derinleşirken kadınların yaşamları daha fazla güvencesizleşiyor. Kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri, erkek şiddeti ve cezasızlık politikaları kadınların yaşam hakkını tehdit etmeye devam ediyor. Kürtaj hakkına erişimden nafaka hakkına, İstanbul Sözleşmesi’nden 6284 sayılı Kanun’a kadar kazanılmış haklarımız sürekli saldırı altında.
Kadınların geleceğini konuşmak, bütün bunları konuşmaktır.
Kadınların geleceğini konuşmak, işçi kadınların fabrikalarda, atölyelerde, hastanelerde, okullarda ve hizmet sektöründe verdikleri mücadeleyi konuşmaktır. Ev içi emeğin görünmezliğine, bakım yükünün kadınların omuzlarına yıkılmasına, çocukların ve yaşlıların bakımının kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmasına karşı mücadeleyi konuşmaktır.
Kadınların geleceğini konuşmak, yoksul kadınların yaşamını, emekçi kadınların güvencesizliğini, göçmen kadınların maruz kaldığı sömürüyü, Kürt kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini, Alevi kadınların inançları üzerinden karşılaştıkları ayrımcılığı, lubunyaların maruz kaldığı şiddeti konuşmaktır.
Bunları konuşmadan, kadınların geleceğine dair kurulacak hiçbir ortaklık gerçek anlamda bizim geleceğimiz olamaz.
GELECEĞİ KADINLARIN MÜCADELESİ KURACAK!
Kadınların yan yana gelmesine ihtiyacımız var. Ancak bu yan yanalık, kadınların kazanılmış haklarından, özgürlüklerinden, tarihsel mücadelelerinden ve birbirlerine karşı sorumluluklarından vazgeçmeleri pahasına kurulmamalıdır.
Bizim için geleceğimiz; kadın cinayetlerine karşı adalet arayan kadınlarla, fabrikalarda direnen işçi kadınlarla, üniversitelerde eşit ve özgür bir yaşam isteyen kadınlarla, eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten lubunyalarla, inançları ve kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayan kadınlarla birlikte, yan yana mücadele ederek kurulacaktır.
Özellikle kadınların geleceği, iktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı; kadınların bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya çalışanlara, emeğimizi sömürenlere, yaşamlarımızı denetleyenlere karşı mücadeleyi büyüterek kurulacaktır.
Özlem Zengin’in siyasi temsilcisi olduğu iktidarın politikalarını da Hidayet Şefkatli Tuksal’ın Madımak üzerine yaptığı açıklamaları da sorgulamaktan vazgeçmeyeceğiz. Kadınların geleceği, tam da bu politik zeminin karşısında bizim mücadelemizden doğacaktır.
Bizim ufkumuz, kadınların mevcut iktidar düzeni içerisinde kendilerine açılan alanlara sığdırılması değildir. Bizim ufkumuz, kadınların kendi yaşamlarının, bedenlerinin ve emeklerinin sahibi olduğu; sömürünün, şiddetin, eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kalktığı bir dünyadır.
Bu ufuk ne Özlem Zengin’in temsil ettiği iktidar politikalarına ne de kadınların tarihsel adalet mücadelesini tartışmalı hâle getiren söylemlere sığar.
Kadınların geleceği, kadınların kendi elleriyle kuracağı eşitlik ve özgürlük mücadelesindedir.
Kadınların geleceği mücadelededir, eşit ve özgür bir yaşam sosyalizmdedir!
SOSYALİST KADINLAR

