0 6 min 48 saniye

Her sabah aynı sıraya oturuyoruz ama kimse eşit başlamıyor bu oyuna. Kimi özel derslerle, kimi aç karnına, kimi ise daha şimdiden “kaybedecek” diye damgalanmış hâlde giriyor sınıfa. Bize “çalışırsan başarırsın” diyorlar ama kimse bu düzenin kimleri baştan öne geçirdiğini konuşmuyor. Okul dedikleri şey sadece bilgi verilen bir yer değil artık; geleceğin kimlere ait olacağını erkenden belirleyen bir eleme sistemi gibi işliyor.

Bir yandan sınavlar, bir yandan geçim derdi, bir yandan da “iyi bir hayat” hayali… Ama o iyi hayat dedikleri şey kaçımız için gerçekten mümkün? Lise öğrencileri olarak sadece derslerle değil, adaletsiz bir sistemle de mücadele ediyoruz. Ve belki de asıl sorulması gereken şu: Bu düzeni kabullenip yarışmaya devam mı edeceğiz, yoksa neden böyle olduğunu sorgulamaya mı başlayacağız?

Öncelikle liseli bir genç olarak sizlere şunu sormak istiyorum: Eğitim sistemi ne kadar adaletli? Çoğumuzun hemen hemen aynı konulardan bahsettiğinden gayet eminim, ancak bu sistemi değiştirmek ve yerine daha iyi bir sistem getirmek ne kadar mümkün, ayrıca bunlar nasıl yapılmalı? Bu soruları güncel sorunlar ile cevaplandıracağız.

Her şeyden önce okullardaki liyakat düzeyi sıfıra yakın. Ayrıca okulların kendi içinde ayrılması, biz komünist gençler olarak katiyen değişmesi gereken en önemli hususlardan birisi. Örneğin Komünizm’de burjuva sınıfı ile proleter sınıfı aynı eğitim şartlarında okumalıdır der. Buna bakılırsa güncel Türkiye’de ülkemiz bir sınavlar ülkesi maalesef. Yani kolejde okuyan (ortaokul düzeyinde) bir öğrenci ile devletin ücretsiz eğitim sunduğu herhangi bir okulda okuyan öğrenci eşit imkânlarda değil. Bu iki öğrenci, Lise Geçiş Sınavı (LGS) için son yılları; kolej öğrencisi çalışmadan sadece ortalama başarı puanı (OBP) ile iyi bir liseye gidiyor. Ancak maddi durumu iyi olmayan, devlet okulunda okuyan öğrenci ne kadar çalışsa da sistemin burjuvalara sunduğu bu liyakatsizlikten dolayı emeğinin karşılığını alamıyor.

Başka bir liyakat sorunu örneği verirsek “yönetici akrabaları” örneğini verebilirim. Yani yine iki çocuk arasında bir senaryo örneği verirsek; bu iki çocuk da devlet okulunda aynı sıralarda, aynı soruları çözüyorlar. Ancak birisi diğerine göre daha şanslı; çünkü sistemin büyük bir açığı olan yönetici torpili sorununu sanki iyi bir durummuş gibi kullanmasıdır. İşte bu da liyakatsizliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. Komünist Manifesto’da tarih şöyle anlatılır: “Tarih hep ezen ve ezilen, burjuva ve proleter arasında geçmiştir.” Anlattıklarım zaten bunu destekler ve kanıtlar nitelikte; hâl böyleyken bize düşen bu düzeni değiştirmek.

Neler yapılabilir sorusunun yanıtı ise şu şekildedir: Devrim. Bu devrim gerçekleşirse sistem nasıl olur sizce? Sınavların daha adaletli olduğu, kolejlerin olmadığı, yöneticilerin akrabalarına uyguladığı torpilin olmadığı bir sistem.

Sınavların daha adaletli olmasını açıklamak isterim. Burada demek istediğim; her öğrencinin kendi lise tipine göre o liseye özgü ayrı bir sınava tâbi tutulmasıdır. Yani fen liseleri için daha sayısal ağırlıklı (MF), sosyal bilimler liseleri için daha Türkçe-matematik (eşit ağırlık) düzeyinde sınavlar olması demek sınav adaleti.

Liseliler olarak yaşadığımız sorunlar artık bireysel çabalarla aşılabilecek noktayı çoktan geçti. Eğitim sisteminden geleceğe dair belirsizliğe kadar pek çok konuda benzer sıkıntıları yaşıyoruz; ancak çoğu zaman bunları tek başımıza yaşıyormuşuz gibi hissediyoruz. Oysa gerçek şu ki, bu sorunlar ortak ve bu yüzden çözümü de ortak olmak zorunda.

Dayanışma yalnızca birbirine destek olmak değil; aynı zamanda birlikte düşünmek, birlikte söz üretmek ve birlikte hareket etmektir. Aynı sıraları paylaşan, aynı baskıları hisseden gençlerin bir araya gelmesi, dağınık bir rahatsızlığı somut bir güce dönüştürebilir. Bu noktada örgütlenme, soyut bir kavram değil, doğrudan hayatın içinden doğan bir ihtiyaç hâline gelir.

Tek başına kalan her birey zamanla yorulur, geri çekilir ve etkisizleşir. Oysa yan yana gelindiğinde ortak bir irade ortaya çıkar ve bu irade değişimin önünü açabilir. Bu nedenle liseliler için dayanışma ve örgütlenme bir tercih değil, içinde bulunduğumuz koşulların dayattığı zorunlu bir yönelimdir.

Bugün yapılması gereken; birbirimizi bulmak, ortak bir dil kurmak ve birlikte hareket etmenin yollarını çoğaltmaktır. Ancak bu şekilde yaşadığımız sorunlara karşı gerçek ve kalıcı bir karşılık üretilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir