Gençlik, Özel Haber

ÖZEL HABER | Kampüslerde İstihbarat Kıskacı: “Terörsüz Türkiye” Bahanesiyle Öğrenciler Mercek Altında

İçişleri Bakanlığı’nın 2026-2027 akademik yılı öncesinde üniversiteler için hazırladığı güvenlik tedbirleri yazısında “istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilmesi”, öğrenci grupları ve eylemler hakkında edinilen bilgilerin güvenlik birimleriyle paylaşılması istendi. “Terörsüz Türkiye” sürecine açıkça atıf yapılan yazıda kampüs girişlerinden öğrenci eylemlerine, sosyal medyadan stant faaliyetlerine kadar geniş bir alan güvenlik ve istihbarat tedbirlerinin konusu haline getiriliyor.


DİRENÇ ÖZEL HABER

İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 9 Eylül 2026 tarihli “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı yazısı, yeni akademik yıl öncesinde öğrenciler ve kampüsler üzerindeki güvenlik politikalarının kapsamını ortaya koydu.

Valiliklere gönderilen ve üniversitelere de iletilen yazının girişinde “Terörsüz Türkiye” sürecine doğrudan atıf yapılıyor. Bakanlık; kampüslerde ortaya çıkabilecek “güvenlik risklerinin” önceden tespit edilmesini, “terör ve suç örgütlerinin propaganda, eleman temini ve benzeri faaliyetlerinin” engellenmesini ve ilgili kurumlar arasında koordinasyon kurulmasını istiyor. Belgenin tamamı Selçuk Üniversitesi tarafından da yayımlandı. 

“İstihbarat faaliyetlerine ağırlık verilsin”

Yazının en dikkat çekici maddelerinden biri doğrudan istihbarat faaliyetlerine ilişkin.

Üçüncü maddede, “istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilerek eylem/etkinlikler ve öğrenci grupları hakkında elde edilen bilgilerin zamanında ve doğru bir şekilde ilgili birimlerle paylaşılması” isteniyor. 

Böylece yalnızca suç şüphesi bulunan somut olaylar değil, “öğrenci grupları” ve kampüslerde düzenlenen eylem ve etkinlikler de istihbarat faaliyetlerinin açıkça tanımlanan çalışma alanları arasına giriyor.

Belgenin kullandığı ifade, hangi öğrenci gruplarının hangi kriterlerle istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirileceğine ilişkin ayrıca bir sınır tarif etmiyor. Bu durum, uygulamanın kapsamına ilişkin önemli bir belirsizlik yaratıyor.

Muhalif öğrenci hareketi istihbarat dosyasına sokuluyor

Genelge, üniversitelerdeki politik faaliyeti yalnızca “güvenlik” başlığı altında değerlendirmekle kalmıyor; eylem ve etkinliklerle birlikte doğrudan “öğrenci gruplarını” istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getiriyor.

Metin herhangi bir siyasi görüşün adını vermiyor. Ancak Türkiye üniversitelerinde protesto, kampanya, bildiri, stant ve örgütlenme faaliyetlerinin önemli bölümünü yürüten muhalif öğrenci hareketleri açısından düzenlemenin sonucu açık: örgütlü öğrenci siyaseti, gerçekleşmiş bir suçtan bağımsız biçimde güvenlik ve istihbarat mantığının içine çekiliyor.

Eğitim Sen de genelgeye ilişkin açıklamasında, kullanılan belirsiz kavramların iktidarı eleştiren, hak talep eden veya farklı görüş savunan öğrencilerin faaliyetlerinin güvenlik sorunu olarak değerlendirilmesine kapı açtığını belirtti. Sendika, öğrenci grupları ile eylem ve etkinliklerin istihbarat faaliyetlerinin konusu yapılmasını genelgenin en sorunlu hükümlerinden biri olarak değerlendirdi. 

Bu nedenle genelgenin politik anlamını yalnızca “kampüs güvenliğinin artırılması” olarak okumak mümkün değil. Sol, sosyalist ve diğer muhalif öğrenci örgütlenmelerinin yıllardır kullandığı stant açma, bildiri dağıtma, basın açıklaması yapma, protesto düzenleme ve kampanya yürütme araçları; aynı metin içerisinde istihbarat, kolluk, kamera ve “marjinal oluşum” kavramlarıyla yan yana getiriliyor.

“Marjinal” kim? Genelge kolluğa geniş bir yorum alanı açıyor

Genelgenin beşinci maddesinde yeni kayıt yaptıran öğrencilerin bulunduğu alanlarda “illegal/marjinal oluşum ve yapıların” stant açmasına izin verilmemesi isteniyor.

Buradaki kritik ifade “marjinal”. Ceza hukukunda tanımlanmış bir örgüt veya suç kategorisi olmayan bu sözcüğün genelgede hangi nesnel ölçüte göre kullanılacağı açıklanmıyor. Böylece suç teşkil eden faaliyetlerle, idarenin politik olarak “marjinal” gördüğü yasal öğrenci örgütlenmeleri arasındaki sınır bulanıklaştırılıyor.

Bu belirsizlik özellikle sol ve muhalif öğrenci örgütleri açısından ciddi bir baskı aracı yaratabilecek nitelikte. Çünkü idareye, hukuka uygun bir öğrenci faaliyetini dahi siyasi niteliği üzerinden güvenlik kategorisine sokabilecek geniş bir değerlendirme alanı bırakıyor. Eğitim Sen de tam olarak bu noktaya işaret ederek “illegal/marjinal oluşum” ifadesinin keyfî uygulamalara açık olduğunu belirtiyor. 

Protesto hakkı “şüpheli faaliyet” değildir

Genelgenin yarattığı hukuki sorun da burada başlıyor.

Anayasa’nın 34. maddesi, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösterilerin önceden izin almadan yapılabileceğini açıkça güvence altına alıyor. Toplantı hakkının sınırlanması ise ancak kanunla ve Anayasa’da sayılan amaçlarla mümkün. 

Anayasa Mahkemesi, yükseköğretim kurumlarında izinsiz toplantı yapılmasını kategorik biçimde disiplin cezasına bağlayan düzenlemeyi de Anayasa’ya aykırı buldu. Mahkeme, üniversitelerde ifade ve toplantı özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin sırf izin alınmadığı için cezalandırılamayacağını vurguladı. 

Dolayısıyla barışçıl bir öğrenci eylemi, sosyalist bir öğrenci örgütünün standı veya iktidara karşı yürütülen bir kampanya kendi başına “güvenlik tehdidi” değildir. Genelgedeki belirsiz kavramların yasal politik faaliyetleri engellemek, öğrencileri yalnızca siyasi kimlikleri nedeniyle izlemek veya barışçıl örgütlenmeyi kriminalize etmek amacıyla uygulanması halinde, ifade ve toplantı özgürlüğü bakımından ciddi anayasal sorunlar doğacaktır. AYM de barışçıl gösterilere yönelik müdahalelerin hak kullanımını caydırıcı etki yaratabileceğini ve devletin barışçıl toplantılara hoşgörü göstermesi gerektiğini vurguluyor.

Sosyal medya da güvenlik tedbirlerinin kapsamında

Yedinci maddede ise sosyal medya faaliyetleri doğrudan güvenlik politikalarının konusu haline getiriliyor.

“Terör örgütlerine müzahir kişi, grup ve hesaplar” tarafından öğrencilerin etkilenmesine yönelik olabileceği değerlendirilen sosyal medya faaliyetlerine karşı “duyarlı olunması” ve gerekli işlemlerin yapılması isteniyor. 

Belgenin bu bölümünde de hangi paylaşımların “etkileme”, “provokasyon” veya “istismar” kapsamında değerlendirileceğine ilişkin ayrıntılı bir ölçüt yer almıyor.

Eylem alanlarına kamera, kampüs girişlerine biyometrik sistem

Kampüslerin fiziksel gözetimi de yeni akademik yılın güvenlik tedbirleri arasında.

Üniversite ve yurt girişlerinde öğrenci olmayan kişilerin girişini engellemek gerekçesiyle parmak izi tanıma, kartlı geçiş ve turnike sistemlerinin kullanılması isteniyor.

Bunun yanında, özellikle eylem ve etkinliklerin yoğun olarak gerçekleştirildiği alanlarda kapalı devre kamera sistemlerinin kurulması ve güvenlik kameralarının düzenli olarak kontrol edilmesi talep ediliyor. 

Bu maddeler bir arada değerlendirildiğinde kampüs güvenliğinin yalnızca suç veya şiddet olaylarına müdahale temelinde değil; öğrenci hareketliliğinin önceden izlenmesi, kayıt altına alınması ve kurumlar arasında bilgi paylaşılması esasına dayanan daha geniş bir gözetim mekanizması içerisinde ele alındığı görülüyor.

Yeni değil, ancak şimdi “Terörsüz Türkiye” çerçevesinde

Genelge tamamen sıfırdan kurulmuş bir güvenlik rejimine işaret etmiyor.

9 Eylül tarihli yazı, İçişleri Bakanlığı’nın 4 Nisan 2019 tarihli önceki “üniversitelerde güvenlik” yazısına da atıf yapıyor. İçişleri Bakanlığı’nın geçmiş denetim belgelerinde de üniversite güvenlik tedbirlerine ilişkin daha eski talimatların bulunduğu görülüyor. 

2026 belgesini siyasi açıdan farklılaştıran noktalardan biri ise mevcut güvenlik uygulamalarının bu kez açık biçimde “Terörsüz Türkiye” sürecinin içine yerleştirilmesi.

Yükseköğretim Kurulu da Ağustos ayında üniversitelerden “Terörsüz Türkiye” hedefinin sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarında akademik çalışmalar yapılmasını; panel, konferans ve çalıştayların düzenlenmesini istemişti. YÖK bunu toplumsal bütünleşmeye ve akademik üretime katkı amacıyla gerekçelendirmişti. 

Böylece aynı siyasi başlık üniversitelerde iki ayrı düzlemde karşılık buluyor: Bir tarafta YÖK’ün akademik faaliyet ve araştırma çağrısı, diğer tarafta İçişleri Bakanlığı’nın istihbarat, kolluk koordinasyonu, kamera sistemleri ve öğrenci gruplarına ilişkin bilgi paylaşımı talimatları.

Genç Sosyalistler: “Yanıt öğrencilerin örgütlenme hakkını savunmasıdır”

Türkiye Sosyalist Partisi’nin gençlik örgütü Genç Sosyalistler, genelgedeki istihbarat ve gözetim tedbirlerini öğrenci örgütlenmeleri üzerinde baskı oluşturma riski taşıyan bir politika olarak değerlendirdi.

Genç Sosyalistler, “Terörsüz Türkiye” başlığı altında öğrenci gruplarının istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirilmesine, eylem alanlarının özel olarak kameralarla izlenmesine ve sınırları tanımlanmamış “marjinal oluşum” ifadelerine dikkat çekerek, üniversitelerin öğrencilerin siyasal ve toplumsal faaliyet yürütebildikleri alanlar olmaya devam etmesi gerektiğini belirtti.

Örgüt, söz konusu uygulamalara karşı öğrencilerin demokratik ve yasal örgütlenme kanallarını güçlendirmesi, öğrenci topluluklarında bir araya gelmesi ve üniversitelerde ifade, toplantı ve örgütlenme haklarını birlikte savunması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...