Genel

İdeolojik Şok Olarak Spekülatif Şiddet: Yapay Zekâ Düşünülemez Olanı Görsel Olarak Nasıl Kurguluyor? – Donatella Della Ratta

Donatella Della Ratta, yapay zekâyla üretilen görsellerin kamuoyunu şiddet içeren siyasal programları kabullenmeye nasıl hazırladığını inceliyor.

Bundan yalnızca birkaç ay önce, distopik bir  (yapay ve bayağı estetik))kitsch ve siyasal aykırılığın fazlasıyla abartılmış bir ifadesi olarak geçiştirilen yapay zekâ ürünü bir “fantezinin”, böylesine hızlı biçimde uygulanabilir bir jeopolitik stratejiye dönüşeceğini kim tahmin edebilirdi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Şubat 2025’te viral biçimde yaydığı, Gazze’yi şirketlerin barışı ve gayrimenkul yatırımları üzerine kurulmuş bir sahil ütopyası olarak resmeden sürreal “Ortadoğu’nun Rivierası” videosu öfke, alay ve inanmazlıkla karşılandı. Parlak gökdelenleri, palmiyelerle çevrili caddeleri ve Gazze sahilinde güneşlenirken Netanyahu’yla kokteyl içen Trump görüntüsüyle video, şok siyaseti çağının propagandası, provokasyonu veya yalnızca bir başka grotesk —ve eğlenceli— internet şakası olarak fazlasıyla hızlı biçimde küçümsendi.

Ancak İsrail Başbakanı’nın temmuz ayında Washington’a gerçekleştirdiği ziyaretin de gösterdiği üzere, bu fantezinin ana hatları rahatsız edici biçimde gerçeğe dönüşmeye başladı. Netanyahu’nun hareketinden hemen önce İsrail Savunma Bakanı Katz, İsrail ordusuna en az 600 bin Filistinlinin, giriş kontrolleri ve hareket kısıtlamalarıyla donatılmış bir “insani kent” olarak tanımladığı bölgeye nakledilmesi için hazırlık yapma talimatı verildiğini açıkladı.

Aynı günlerde Reuters, ABD destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın Trump yönetimine sunduğu, Gazze’nin içinde ve muhtemelen dışında geniş ölçekli kamplar niteliğinde “İnsani Geçiş Alanları” kurulmasını öngören 2 milyar dolarlık bir planı haberleştirdi. Netanyahu’nun basına yaptığı açıklamaları yankılayan bu plan, söz konusu kampları Filistinlilerin, İsrail Başbakanı’nın ifadesiyle kendi “özgür iradeleriyle”, “isterlerse başka bir yere yerleşebilecekleri” geçiş merkezleri olarak tasarlıyor.

Tony Blair ile danışmanlık firması BCG’nin de Trump’ın Gazze planının daha ileri düzeyde geliştirilmesine dâhil olduğu bildiriliyor. Bununla birlikte Blair’in enstitüsü, eski Birleşik Krallık Başbakanı’nın “Gazzeliler için daha iyi bir Gazze” kurmaya yönelik ilgisi kisvesi altında sürece yalnızca “dinleme aşamasında” katıldığını ileri sürüyor.

Bu dil, gerçekte yürütülmekte olan şeyi yalnızca retorik düzeyde gizliyor: Filistin halkına yönelik etnik temizliğin ve kitlesel zorla yerinden etmenin lojistik hazırlığı.

Gerçek şu ki yapay zekâ videosu hiçbir zaman bir eleştiri, uyarıcı bir anlatı ya da yalnızca “hiciv” olarak işlemedi. Videoyu hazırlayanlar, ABD Başkanı onu küresel ölçekte yaymaya karar vermeden önce başlangıçtaki amaçlarının hiciv olduğunu belirtmiş olsalar da video, gerçekte bir kehanet işlevi gördü.

Üretken yapay zekâ, daha önce siyasal olarak söylenemez ve düşünülemez olanı görünür hâle getiren asli bir görsel altyapı, bir kehanet aygıtı olarak işledi. Bu tür tasarıları fotogerçekçi biçimde canlandırarak onların küresel kamusal tahayyüle meşru biçimde girmesini sağladı. Bir zamanlar fısıldanması dahi güç olan şey, görsel olarak makul ve üstelik estetik açıdan çekici bir biçime büründürüldü.

Dijital cilaları ne kadar ucuz olursa olsun —fazlasıyla keskin, fazlasıyla pürüzsüz ve bilgisayar ürünü oldukları fazlasıyla belli olan— bu görünüşte zararsız görüntülerin ardında yapay zekâ, benim spekülatif şiddet adını verdiğim olgunun taşıyıcısına dönüşüyor. Spekülatif şiddet, yıkım, silme ve zorla yerinden etme eylemlerini henüz gerçekleşmeden önce sentetik görüntüler aracılığıyla sahneleyen, geleceği önceleyen bir zarar biçimidir.

Bu görüntüler, kamuoyunun algısını şekillendirerek ve tartışmalı sonuçları görselleştirmek suretiyle mümkün ve makul göstererek bunların siyasal ve duygusal düzeyde kabullenilmesine zemin hazırlar. Toplumsal direnci yavaş yavaş zayıflatır, insanları gerçekleşecek olanı kabullenmeye koşullandırır.

Walter Benjamin’in “optik bilinçdışı” adını verdiği düzlemde işlerler. Benjamin bu kavramla, gerçekliğin insan algısından kaçan ve ancak teknolojik aracılık yoluyla görünür hâle gelebilen boyutlarını ifade ediyordu. Psikanaliz ruhsal dünyanın gizli dürtülerini görünür kıldığı gibi fotoğraf da görsel alandaki, daha önce fark edilmemiş yapıları açığa çıkarır.

Benjamin’e göre fotoğraf makinesi, gerçeği basitçe taklit etmekten ibaret olmayan mimetik bir gücü uyandırır. Bu, benzerliği dış görünüşte değil; yankıda, ritimde ve yakınlıkta kaydeden duyusal ve duygulanımsal bir kapasitedir. Benzer biçimde üretken yapay zekâ da gerçekliği olduğu gibi yansıtmaz. Veriler içindeki örüntüleri ve örtük yakınlıkları çıkarır, ardından bunları geleceğin makul görünen tasvirleri hâlinde yeniden birleştirir.

Fotoğrafik bakış gibi yapay zekâ da yalnızca var olanı göstermez. Önerilen bileşimleri anlamlı olarak tanımaya ve kabullenmeye yatkın olan tahayyülün örtük potansiyelini harekete geçirerek neyin mümkün —hatta neyin olması gerektiği— konusunda imalarda bulunur.

Kötü şöhretli “Ortadoğu’nun Rivierası” videosunu bizzat Trump sipariş etmedi. Videonun yaratıcıları olan Los Angeles merkezli İsrailli sanatçılar ve yapay zekâ girişimcileri Solo Avital ile Ariel Vromen, görüntülerin ABD Başkanı’nın sosyal medya hesabına nasıl ulaştığı konusunda hiçbir fikirleri olmadığını söylüyor. Fakat bunun gerçekten bir önemi var mı?

Videonun hiciv, eleştiri ya da provokasyon amacıyla hazırlanmış olması meselenin özünü değiştirmiyor. Asıl önemli olan, bu grotesk videonun Instagram’da 10,5 milyondan fazla izlenmesi ve yayımlanmasının ertesi sabahına kadar Trump’ın Truth Social hesabındaki gönderisinin yaklaşık 2.400 kez paylaşılmasıdır. Böylece video, “şimdiye kadarki en viral videolardan biri” hâline geldi.

Asıl önemli olan, bu görüntüleri görmüş olmamızdır. Bilinçli olarak kabul edilemeyecek kadar sorunlu, fakat bir kez görüldükten sonra unutulması imkânsız olan bu görüntüler, duygusal olarak sindirilmeden zihnimizde kaldı.

Viral dolaşım, görüntülerin normalleşmesini daha da hızlandırdı; onları kolektif görüş alanına yerleştirerek doğal ve olağanmış gibi gösterdi. Yayılmalarını durdurmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü açık bir dehşeti tasvir etmediklerinden sosyal medya uyarılarını ve algoritmik sansür mekanizmalarını harekete geçirmezler.

Spekülatif şiddet işte böyle işler: sessizce, dikkat çekmeden ve görünmez eşiklerin altında.

Patlamaz, kanamaz, çığlık atmaz. Buna rağmen bilinçdışına sızar; zihni henüz gelmemiş, fakat görüntüleri çoktan görülmüş bir geleceğe hazırlar. Yıkımı daha gerçekleşmeden gösterir; onu yüksek çözünürlüklü bir dinginliğe sarar ve gelecek tasviri kılığına sokar.

“Ortadoğu’nun Rivierası” bir yapay zekâ fantezisi değildir. Şirketler tarafından dayatılacak “barışın” ne anlama geleceğine ilişkin karanlık ve şiddet yüklü bir ön tasvirdir: soykırım ve ekokırım, zorla yerinden etme, etnik temizlik ve bir halkın yerine tüketici dostu bir serabın geçirilmesi.

Fransız aşırı sağcı filozof Guillaume Faye, bu tür provokasyonları ideoshock olarak adlandırıyordu: liberal demokrasinin “yumuşak fikirlerini” parçalamak üzere tasarlanmış, bilinçli “ideolojik elektroşoklar”.

Faye, 1998 tarihli manifestosu Arkeofütürizm’de, insancıllık ve eşitlikçilikten arındırılmış, yalnızca ayrıcalıklı bir azınlık için kurulmuş tekno-fütürist bir tasarım aracılığıyla “arkaik değerlerin” geri dönüşünü savunuyordu. Açıkça ilan ettiği hedef, zihinleri eski dünyanın çöküşüne ve moderniteyle onun ikiyüzlü değerlerini geride bırakacak yeni bir düzenin doğuşuna hazırlamaktı.

Eylül 2024’te, ideolojik bir elektroşoku fazlasıyla andıran bir videoyla karşılaştım. Sosyal medya akışımda gezinirken İslam’ın en kutsal üçüncü mekânı olan Mescid-i Aksa’nın alevler içinde kaldığını gördüm. Uzun süren birkaç an boyunca görüntünün gerçek olduğuna inandım. Videoyu birkaç kez yeniden izledikten sonra ancak yapay zekâyla üretildiğini fark ettim.

Video, Siyonist kanallar tarafından dolaşıma sokulmuş ve doğrulama platformlarınca kısa sürede çürütülmüştü. Bu ilk görüntünün ardından benzerleriyle karşılaşmaya başladım. Bazıları Mescid-i Aksa’nın yanışını daha ayrıntılı biçimde gösteriyor, bazıları ise daha da ileri giderek Kudüs’teki Tapınak Tepesi’nde, caminin tarihsel olarak bulunduğu alan üzerine Üçüncü Tapınak’ın inşa edilmesini tasvir ediyordu.

“Üçüncü Tapınak”, Kudüs’te gelecekte yeniden inşa edileceği varsayılan ve mesih çağının gelişinin önünü açacağına inanılan bir Yahudi tapınağını ifade eder.

Ancak düşük maliyetle hazırlanmış bu fotogerçekçi videolar, yapay zekâ çöplüğünden çok daha fazlasıdır. Bunlar birer ideoshock’tur. Tıpkı Trump’ın “Ortadoğu’nun Rivierası” videosu gibi spekülatif şiddetin ateşleyicileridir.

7 Ekim sonrasında şekillenen, İsrail aşırı sağının güç kazandığı ve kıyametçi düşüncelerin ana akım söyleme girdiği siyasal ortamda bu tasvirler artık uçuk fikirler veya marjinal teolojik hayaller gibi görünmüyor. Kudüs’ün 1967’de işgal edilmesinden bu yana yürürlükte bulunan statükonun ihlalleri, 7 Ekim 2023’ten sonra çarpıcı biçimde arttı.

25 Mayıs 2025’te kentin ele geçirilmesini anmak üzere binlerce İsrailli, devlet tarafından finanse edilen bir yürüyüşle Eski Şehir’in Müslüman Mahallesi’nden geçti ve aralarında “Gazze bizimdir” ifadesinin de bulunduğu ırkçı sloganlar attı. Aynı sırada aşırı sağcı Bakan Itamar Ben-Gvir, Tapınak Tepesi’nde halka açık dualara öncülük ederek statükoyu bir kez daha açıkça ihlal etti.

7 Temmuz’da Katz “insani kent” planını açıklarken ve Netanyahu Gazze’den tehcir planını ilerletmek üzere Washington’a giderken başka bir video daha ortaya çıktı. Bu kez görüntü yapay olarak üretilmemiş, gerçekten kaydedilmişti: İsrail polisi tarafından korunan yerleşimciler, Mescid-i Aksa avlusunda açıkça Talmudik ritüeller gerçekleştiriyordu.

Gerçek dünyadaki bu gelişmeler karşısında, yanan camileri ve yükselen tapınakları gösteren yapay zekâ ürünü görüntüler artık dijital saçmalıklar veya basit eğlenceler olarak okunamaz. Bunlar, tasvir ettikleri geleceğin gerçekleşmesine katkıda bulunan spekülatif projeksiyonlar, yani hiperbatıllar olarak işlev görür.

1990’larda Siberetik Kültür Araştırma Birimi tarafından ortaya atılan bu kavram, söz konusu olguyu önceden tarif etmişti. Ancak günümüzün üretken yapay zekâsı, bu tür fantezilere geçmişte mümkün olmayan bir görsel dolaysızlık ve duygusal güç kazandırıyor.

Yapay zekânın belirlediği medya ekolojisinde spekülatif şiddet, hiperbatılları ideoshock’lara dönüştürür; kamuoyunun bakışını köklü dönüşümleri olağan ve meşru kabul edecek biçimde eğitir.

Sentetik olan gerçek, gelecek ise kaçınılmaz görünür. Bütün bunların ardındaki nihai hedef, önce siyaset aracılığıyla değil, çağımızın estetik diliyle görselleştirilmiş ideolojik şoklar yoluyla ilerler.

Görünür şiddetin yokluğu, şiddetin ortadan kalktığı anlamına gelmez; yalnızca gizlendiğini gösterir. Hayalî Gazze Rivierası’nın yapay su yollarının altında ve sentetik Üçüncü Tapınak’ın cilalı taşlarının ardında gizlenmiş bir zarar yatar: zorla yerinden etme, silme ve tahakküm.

Bu görüntüleri provokasyon ya da kitsch diyerek küçümsemek yerine, onları oldukları şey olarak görmeliyiz:

Birer uyarı değil, plan.

Kurgu değil, yaklaşan felaketin habercisi.

Hiciv değil, savaş ilanı.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...